FAIR’in BM Irkçılık Özel Raportörü’nün Çağrısına Katkısı: Türkiye’de Sporda Ayrımcılık

Bu katkı, Birleşmiş Milletler Çağdaş Irkçılık Biçimleri Özel Raportörü’nün İnsan Hakları Konseyi’nin 62. oturumu için hazırlayacağı rapor kapsamında yaptığı katkı çağrısına yanıt olarak hazırlanmıştır. Metin, Türkiye’de spor alanında ortaya çıkan ırkçılık, yabancı düşmanlığı ve bağlantılı hoşgörüsüzlük biçimlerini incelemekte; özellikle toplumsal cinsiyet ve cinsel yönelim temelindeki kesişimsel ayrımcılık biçimlerine odaklanmaktadır. FAIR’in izleme çalışmaları temel alınarak hazırlanan başvuru, spor alanındaki temel eğilimleri, yapısal sorunları ve politika boşluklarını ortaya koymaktadır.
Başvuru, kadınların spor alanında hem katılım hem de yönetişim bakımından sistematik eşitsizliklerle karşı karşıya olduğunu vurgulamaktadır. Spor federasyonlarında karar alma mekanizmalarında kadın temsili son derece sınırlı kalırken, kadın sporcular ve hakemler cinsiyetçi söylem ve ayrımcı uygulamalara maruz kalmaktadır. Hamilelik nedeniyle FIFA listesinden çıkarılan hakemler Betül Nur Yılmaz ve Gamze Durmuş Pakkan örnekleri, kadınların spor alanında yalnızca görünürlük ve temsil sorunları değil, doğrudan kariyer sürekliliğini etkileyen yapısal ayrımcılıklarla karşılaştığını göstermektedir.
Metin ayrıca LGBTİ+ bireylerin spor alanında yaygın fakat büyük ölçüde görünmez kalan ayrımcılığa maruz kaldığını ortaya koymaktadır. Spor kurumlarında heteronormatif yapıların baskın olduğu, eşcinsel veya non-binary olduğu düşünülen kişilerin damgalanma, dışlanma ve mesleki risklerle karşı karşıya kaldığı belirtilmektedir. Halil İbrahim Dinçdağ vakası ve voleybolcu Ebrar Karakurt’a yönelik homofobik kampanyalar, cinsel yönelim temelli ayrımcılığın hem kurumsal hem toplumsal boyutlarını görünür kılan örnekler olarak değerlendirilmektedir.
katkıda tribünler, medya ve sosyal medyada üretilen ırkçı, cinsiyetçi ve homofobik söylemler de ayrıntılı biçimde ele alınmaktadır. Amedspor’a yönelik sistematik hedef göstermeler, siyah ve Kürt sporculara yönelik ırkçı saldırılar, kadınları aşağılayan tezahüratlar ve LGBTİ+ dayanışmasını hedef alan nefret kampanyaları, spor alanındaki ayrımcı dilin münferit olaylar değil yapısal bir sorun olduğunu göstermektedir. Özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen koordineli nefret kampanyalarının sporcular üzerinde ciddi psikolojik baskı yarattığı ve oto-sansüre yol açtığı vurgulanmaktadır.
Son olarak katkı, Türkiye’deki mevcut hukuki ve kurumsal çerçevenin parçalı, reaktif ve yetersiz kaldığını tespit etmektedir. Spor alanına özgü kapsamlı bir ayrımcılık karşıtı politika bulunmadığı; bağımsız başvuru mekanizmaları, düzenli veri toplama sistemleri ve etkili koruma araçlarının eksik olduğu belirtilmektedir. FAIR, spor alanındaki ayrımcılığın münferit disiplin ihlalleri olarak değil, sürekli izleme, kapsayıcı yönetişim ve hedefli koruma önlemleri gerektiren yapısal bir insan hakları sorunu olarak ele alınması gerektiğini vurgulamaktadır.
Katkının İngilizce tam metni için: FAIR – UN SR on Racism / Input for Report on Racism & Sports